Sayın Büyükelçi ve muhterem Hanımefendi,

Sayın Rektör,

Sayın Dekan,

Değerli meslektaşlarım,

Sevgili öğrenciler,

 

Türk-Alman Kültür Haftası’nın Açılışına katılmanızdan dolayı sizleri içten selamlıyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Sözlerime 19,yüzyılın tanınmış devlet adamı Bismarck’ın 1871 yılında yazar ve yayımcı Basiretçi Ali Efendi’ye verdiği mülakattan bir alıntı ile başlamak istiyorum: “Türklerin ve Almanların birbirine olan sevgisi hiçbir zaman sarsılmayacak kadar köklüdür.”  Bismarck, bununla diğerleri meyanında Türk-Alman ilişkilerinin başlama noktasını Kayser Friedrich Barbarossa’nın sevk ve idaresindeki 3. Haçlı Ordusu’nun Konya’ya geldiği tarihe kadar götürmektedir.

Bu ilk temas,  sadece Türk-Alman diplomatik ilişkilerinin değil, aynı zamanda kültürel mübadelenin de başlangıcıdır. Bu cümleden olarak, Alman Kayseri II. Friedrich’in iki ünlü Türk- İslam filozofu Farabi (Alpharabius) ve İbn-i Rüşd’ün (Averroes) eserlerini Almancaya tercüme ettirdiğini belirtelim.

Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki ilişkiler Muhteşem Süleyman döneminde (1520-1566) başlıyor. Bu dönem içinde Viyana’dan İstanbul birçok heyet gönderilmiştir; 1528 1599 yılları arasında toplam 59 delegasyonun gönderildiği bilinmektedir. Bu bağlamda, büyükelçilerin ve mesai arkadaşlarının raporları, Osmanlı Devletiyle ilgili paha biçilmez malzemeyi içermektedir. Bütün bunlar Alman kamuoyunda Osmanlı Devleti ile ilişki kurmanın çok yararlı olacağı yönünde ortak bir bilincin oluşmasına önemli katkı sağlamıştır.  O dönem elçileri arasında Ogier Cieslin Busbeck önemli bir yer tutuyor. Habsburglu V. Karl tarafından 1554’te İstanbul’a gönderilen Busbeck, otuz sekiz yıl boyunca Osmanlı Devleti nezdinde ülkesini temsil etmiştir;  ülkesine gönderdiği raporlar,Türkçeye “Türkiye Mektupları” adı altında tercüme edilen deneyimli diplomat, Türklerin erdeminden bilhassa bahsediyor.

Türk kültürüne duyulan ilgi, 17.yüzyılda da devam ediyor. 1612 yılında bir Alman tarafından hazırlanan ilk Türk dili grameri Leipzig’te yayımlanıyor.

18.yüzyıl, bilhassa Prusya Kralı Büyük Friedrich (1740-1786) zamanı, Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönemdir. Osmanlı Devleti’nde Lale Devri’dir. Mimari ve musiki de Türk tesiri Avrupa’da altın çağını yaşıyor. Biri Bavyera Prensi’nin sarayında, diğeri de Schwetzingen Saray Parkı’nda olmak üzere Almanya’da iki cami inşa ediliyor. Büyük Friedrich, bu bağlamda ünlü tarihçi Hammer’i Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi hakkında bir kitap yazması üzere İstanbul’a gönderiyor. Bunu takiben, Osmanlı Devleti de Ahmet Rasim Efendi’yi elçi olarak Berlin’e atıyor.  Karşılıklı ilişkiler her iki devleti birbirine bağlıyor.

19.yüzyılın sonuna doğru Sultan Abdülhamid ve Kayser II. Wilhelm’in liderliğinde her iki devlet, daha yakın bir işbirliği içine giriyorlar. Kayser’in 1898’de Ortadoğu’ya gerçekleştirdiği ikinci seyahati, Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanlar nezdindeki saygınlığını artırmıştır. Kayser, Şam’da onuruna verilen yemekte yaptığı konuşmada, yeryüzünde yaşayan üç yüz milyondan fazla Müslümanın halifesi olan Sultanın, kendisinin en yakın dostu ve müttefiki olduğunu söyler.

Her iki imparatorluğun bu iş birliği, çok geçmeden kültür ve eğitim alanlarına da sirayet etmiştir. Birçok Türk subayı mesleki eğitimini Alman İmparatorluğu’nda tamamlamıştır. Almanlar, kültürel ilişkiler bağlamında olmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu’nda okullar açmaya başladılar; bunların bir kısmı resmen tanınmıştır. Beyrut’ta 1899 ve 1903 yılları arasında dokuz, Selanik’te 1899 ve 1901 yılları arasında iki, Kudüs’te 1901 ve 1903 yılları arasında altı, İzmir’de 1899 ve 1903 yılları arasında beş ve İstanbul’da 1882 ve 1903 yılları arasında altı okul açmışlardır. Bu okullar, anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde okullardır. İstanbul’da 1868’de kurulan Alman Okulu bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir. Almanlar dini alanda da faaliyetlerini sürdürmüşler; bu amaçla çok sayıda dernek kurmuşlar. Bunlardan birkaçı:  Werte des Tempels,Verein vom Heiligen Grabe,Communzaute Evangelique, Jerusalemverein, Das Heilige Land Zionverein,Der Deutsche Palästinaverein.

1916’da İstanbul’da Darülfünun’un yeniden yapılandırılması gündeme geldiğinde birçok Alman bilim adamı bu işle görevlendirilmiştir. Sosyal ve fen bilimciler Almanya’daki yükseköğrenim sisteminin Osmanlı Devleti’ne aktarılması noktasında etkin rol oynamışlardır.

Türk-Almanlar bilimsel işbirliği, Cumhuriyetin ilk yıllarında da devam etmiştir. Atatürk, Türk yükseköğretim sistemini reforme etmek amacıyla, etnik kökenlerinden ya da inançlarından dolayı nasyonal sosyalist rejimin takibine uğrayan Alman bilim adamlarını ve aydınlarını Türkiye’ye davet etmiştir. Bunlardan birkaçını zikretmek gerekirse, şu isimleri sayabiliriz: Doğa bilimci Friedrich Dessauer, ekonomist Fritz Baade, bestekâr Paul Hindemith, hukukçu Ernst E. Hirsch, mimar Bruno Taut, müzik bilimci Eduard Zuckmayer.

Bütün bunlar, Türkiye’de bugün hala saygın isimler olarak yad edilmektedirler. Bilhassa Ernst Reuter’e -ki bu şahsiyet daha sonra Berlin Belediye Başkanlığı yapmıştır- teşekkür borçluyuz. Ernst Reuter, Nazilerden kaçarak İstanbul’da hüsnü kabul görmüştür. Almanya’ya döndükten sonra şöyle dediği aktarılır: “Kesin olan şu ki; bu ülkeyi bilhassa İstanbul’u her zaman özleyeceğim. Zaman içerisinde koşullar izin verirse buraya geri döneceğim.”

Bu sadakat duygusu içerisinde Eylül 2006’da İstanbul’da Ernst Reuter Initiative für Dialog und Verständigung zwischen Kulturen adında bir forum oluşturulmuştur. Amacı, kültürler arasında iletişim ve diyalog sağlamaktır. Forum, sanat, kültür, medya, bilim ve entegrasyon alanlarında projeleri kapsıyor. Bu projelerin en çok öne çıkanı Türk Alman Üniversitesi’dir. Bu üniversite, 2013-2014 akademik yılında öğretime başlamıştır.

Üniversite düzeyinde işbirliğine duyulan ilgi büyüktür. 2014-2015 yılının, Türk-Alman Bilim Yılı olarak ilan edilmesi bunun göstergesidir.

Bilim alanındaki Türk- Alman işbirliği, varlığını sadece üniversite projelerine değil, aksine birçok ara organizasyonlara da borçludur. Bu bağlamda şu kurumları sayabiliriz:

  • Goethe Enstitüsü
  • Berlin’de temsilciliği bulunan Yunus Emre Enstitüsü
  • Alman Akademik Mübadele Kurumu
  • Humboldt Vakfı
  • Alman Araştırma Kurumu
  • TÜBİTAK
  • İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü
  • İstanbul Alman Şark Enstitüsü
  • Türkiye’nin muhtelif yerlerindeki Almanya’da öğrenim görmüş olan bursiyerlerin kurdukları dernekler,

Türkiye ve Almanya arasında yüzyıllardan beri siyasi, ekonomik, kültürel, eğitim ve kişisel düzeyde var olan ilişkiler, günümüz politikacıları tarafından işbirliği ve yeni dostluklarla geliştirilerek sürdürülmelidir.

Birmarck’ın temkinli bir şekilde ifade ettiği Türk-Alman dostluğu, yaşatılmalıdır.

Sözlerime, bir Türk atasözü ile son vermek istiyorum: “Dostun attığı taş, baş yarmaz.”

Beni dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

Prof.Dr.S.Battal Arvasi